Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Fukuşima Nükleer Santrali Örneği Ele Alındı
16-18 Kasım 2017 tarihleri arasında İstanbul Harbiye Askeri Kültür Sitesi’nde Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi-EEMKON 2017 gerçekleştirildi.

 

22 Kasım 2017 Çarşamba, 23:00

 

16-18 Kasım 2017 tarihleri arasında İstanbul Harbiye Askeri Kültür Sitesi’nde Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi – EEMKON 2017 gerçekleştirildi.

 

Kongrenin “Enerji Politikaları Sempozyumuna” Sinop Nükleer Karşıtı Platform adına Dönem Sözcüsü Murat Şahin ve NKP üyeleri Erkan Kabal, Metin Gürbüz, Aziz Konukman, Durmuş Kandemir katıldı.

 

Enerji Politikaları Sempozyumu, Elektrik Mühendisi Erhan Karaçay’ın yönetiminde yapılan “Nükleer Santrallar Japonya Örneği Paneli’nde CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Türkiye Çevre Platformu Genel Sekreteri Ahmet Oktay Demirkan, Mersin NKP Dönem Sözcüsü Av. Alpay Antmen, Doğu Akdeniz Çevre Platformu Sözcüsü Sabahat Aslan, Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclis Başkanı Göksal Çidem ve Sinop NKP adına Metin Gürbüz, Panelist olarak katıldı.

 

Nükleer Santrallar Japonya Örneği-2 Panelinde sunum yapan ve Nükleersiz Asya Forumunun davetlisi olarak 22-28 Mart 2016 tarihinde Japonya Fukuşima Eyaletine giden, bir dizi panel, konferans ve mitinglere katılan ve felaket bölgesinde incelemelerde bulunan Metin Gürbüz;

Bilindiği üzere 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da, Pasifik Okyanusu Tohoku Bölgesinde 9 şiddetindeki “Büyük Doğu Depremi”nin tetiklemesiyle oluşan tsunami ile 15 bin kişi öldü ve 4 bin kişi kayboldu.

 

Japonya Fukuşima Eyaleti açıklarında yaşanan depremle, FukuşimaDaiichi Nükleer Santralinin 4 reaktörünün soğutma sıvısı ünitelerinin ve harici elektrik tesisini kaybetmenin yanı sıra, depremin tetiklemesiyle oluşan 14 metrelik tsunami dalgaları, santralin Acil Durum Elektrik Kaynağını kaybetmesine neden oldu. FukuşimaDaiichiNükleer santralinin 6 reaktörünün 1,2,3 ve 4  numaralı reaktörlerdeki nükleer yakıt eriyerek hidrojen patlaması ile  çok yüksek miktarlarda radyoaktif materyalin salınımına neden oldu.

 

Santrali işleten Tokyo Elektrik Şirketi TEPCO, santral sahasında yüksekliği 5,7 metre yüksekliğinde önlemler almıştı. Oysa kazadan önce 2008 yılında yayımlanan bilimsel rapora göre, “olası bir tsunamiden reaktörleri korumak için 15,7 metre yüksekliğinde Duvar/tahkimat seti yapılması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen TEPCO bu raporu dikkate almamıştı.

 

Japonya’da nükleer kazalar için tahliye planı nükleer tesisten 10 km yarıçapında yaşayan insanları kapsıyordu. Ancak yaşanan kaza bunun ne kadar yetersiz bir plan olduğunu ortaya koydu. Patlamalarla radyoaktif parçacıklar 100 km öteye kadar taşındı.

 

Japon Hükümetinin tahliye danışmanları, hasar gittikçe görünür olunca, 10 km yarıçapı 20 km’ye yükseltti. Santralin 20-30 km yaşayan insanlara “kapalı mekanlara sığınma/kalma” direktifleri verdi.

 

FukuşimaDaiichi Nükleer Santralinden 20 km yarıçapında 77 bin, 20-30 km yarıçapında 62 bin, 80 km yarıçapında 2 milyon kişinin yaşadığı felaket bölgesinden 380 bin kişi evlerini, topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Japonya Hükümeti şuanda, felaket sonrası bölgeden ayrılan 50 bin kişiye tazminat ödememek için evlerine, felaket bölgesine dönmeleri için baskı yapıyor.”dedi.

Açıklamalarına şu şekilde devam eden Gürbüz;”Başlangıçta felaketin boyutunu örtbas/küçültme çabası içinde olan dönemin Japon Başbakanı Naota Kan, felaketin yol açtığı sorunları ve ülkesi için yarattığı riski görerek, enerji politikalarında köklü değişikliğe(nükleer dışı bir enerji politikası) gitme kararını açıklamıştı.

 

Japon Başbakanı Naoto Kan, santrali işleten MasakataShimizu’yu suçlayarak, “Bana hiçbir zaman hiçbir şeyi açıkça anlatmadı” diyerek “ Eğer bu ve olası kazalar, Japonya topraklarının yarısını kullanılmaz hale getirme riski taşıyorsa, bu riski almamız mümkün değildir” nükleer santrallere karşı tavır değişikliğine gitmişti.

 

Naoto Kan; “Fukuşima’dan vardığım sonuç şu: en güvenli nükleer santral demek, hiç nükleer santrali olmamak demek. Yani nükleer santrallere sahip olmamanın, en güvenilir enerji politikası olduğuna ikna oldum.” “Türkiye gibi sismik(deprem) ve terör riski olan bir ülke nükleer santralden vazgeçmeli, sayın Erdoğan’a söylediklerimden pişmanım.” Dediğini hatırlatmak isteriz.

 

11 Mart 2011 tarihinde yaşanan Fukuşima felaketi devam ediyor. Santralin 1,2,3 ve 4 numaralı reaktörlerinin erimiş çekirdeklerini soğutmak için her gün 300 m3 su püskürtüyor. Santral sahasına her gün 800 m3 yeraltı suyu sızıyor. Bu miktarın 300-400 m3’ü radyoaktif kirliliğe maruz kalarak kontamine oluyor ve Pasifik okyanusuna sızıyor.

 

Santralde kaza sonrası yapılan 1000 adet depolama tankında 770 bin m3 radyoaktif su depolanmış durumda bekletiliyor. TEPCO yetkilileri, tanklarda bekletilen yüzbinlerce m3 radyoaktif suyu denize deşarj etmek için hükümetin onayını bekliyor.

 

Fukuşima Eyaletinde felaketten sonra deniz ürünlerinin %40’ı Japon standartlarına göre tüketilmesi uygun değil. Balıkçılar tanklarda bekletilen yaklaşık 800 bin m3 radyoaktif suyun denize boşaltılması halinde deniz ürünleri endüstrisinin büyük darbe yiyeceğini ifade ederek karşı çıkıyorlar.

 

Felaket bölgesindeki temizlik çalışmaları devam ediyor. Radyoaktif temizlik görevlilerin topladığı çoğu toprak, bitki karışımı radyoaktif katı atıklar 8000 bq(bekerel)/kg radyoaktiviteye dayanıklı hacmi 1 metre küplük, kapasite ağırlığı 1 tonluk torbalarda istiflenen 43 milyon ton radyoaktif atık, farklı eyaletlerde bulunan 100 ayrı yakma tesisinde yakılarak bertaraf edilmeye çalışılıyor.

 

Hükümet yetkilileri, atıkların yakıldığı tesislerde filtre kullanıldığını ve filtrelerin salınan radyoaktivitenin %99’unu tuttuğunu iddia etseler de, filtre üretici firmaları filtrelerin tutuculuğuna dair güvence vermiyorlar.

 

Aslında, Japonya’nın her yerine dağılmış olan yakma üniteleri, radyoaktiviteyi her yere yaymış, bulaştırmış oluyorlar.

 

3 Mayıs 2013 tarihinde, T.C. Hükümeti ile Japonya Hükümeti arasında Sinop İnceburun’da4 adet 1120 megawatt gücünde reaktörlerden oluşacak toplam 4480 MW gücünde Nükleer santral kurulması için prensip  anlaşması imzalanmıştı.

 

Anlaşmayı ele aldığımızda, santralden 20 yıl boyunca kilovat/saati 10,83 dolar sentten alım garantisi verildi. Oysa TEDAŞ bugün ortalama 15-16 kuruştan, kilovat/saat olarak alım yapıyor. Bu rakam, taahhüt edilen 10,83 dolar/sentlik alım garantisinin üç katı. Bu rakam söylendiği gibi nükleer enerjinin ucuz olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Yine bu rakam bize aynı zamanda Japon ve Fransız şirketine 20 yıl boyunca 84,5 milyar dolar para ödeyeceğimiz anlamına geliyor. Dolayısıyla nükleer santraller dan üretilen enerjinin ülkemiz için ucuz olduğunu söylemek mümkün değildir.

 

Eylül 2017 tarihi itibarıyla 81.500 MW olan kurulu gücümüz bulunmaktadır.  Ülkemizde tüketimin en yoğun olduğu saatlerde (puant güç) 47.660 MW olduğu düşünüldüğünde mevcut kurulu gücümüzün %59’u nu kullanıyoruz. Bu tablo, “karanlıkta kalacağız” söylemlerini boşa çıkarıyor.”dedi.

 

 

 

 

Kaynak: haber57.com.tr

BİLGİLER
tarafından 22 Kasım 2017 - 23:00 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 84 views kez Okunmuştur.
PAYLAŞ
1
Yorum yapın

Yorum yapma kapalı.


1